Menüler kısmından ayarlayınız.

ZAMANA DİRENEN DERGİLER

DSCN3353

ZAMANA  DİRENEN  DERGİLER

Haftalık harçlıklarımızdan artırarak  aldığımız,yeni sayısını ise sabırsızla beklediğimiz dergilerimiz….

Fikir dünyamızın gelişiminde önemli kilometre taşları olan dergilerimiz…

Yasaklı yıllarda gizlice okuduğumuz, lise yıllarında  yapılan sınıf aramalarında ele geçirilince disipline verildiğimiz,ailelerimizden bile saklayarak okuduğumuz annemizin ” ne olur ne olmaz” diye   ele geçirdiği ve sobayı tutuşturduğu dergilerimiz…

Dergilerle ilk tanışmam ilkokul yıllarıma denk gelir.Oturduğumuz evin önünde her cumartesi günü semt pazarı kurulurdu. Ben de  evimizin önünde giysi tezgahı açan Mehmet amca’ya (yıllar önce   elim bir kaza sonucu vefat etti.Allah rahmet eylesin) karınca kararınca yardım ederdim.Akşam olduğu zaman  bana harçlık verirdi.Tabi bu durum çok hoşuma giderdi.Müşteri olmadığı zaman gazeteleri okumaya dalardım.Bu durum okuma  hızımı artıran en önemli etkenlerdendir.

Bu yıllar Türkiye’nin kaos içerisinde olduğu,yoklukların yaşandığı ve terör belasının zirveye çıktığı yıllardı.Bulunduğumuz mahallede  birilerince “Kurtarılmış bölge”idi.Pazarda gazete okumaya daldığım bir gün parkalı bir kaç genç pazarı boylu boyunca   dolaşarak her tezgah önünde durarak ve  anlamadığım bazı  kavramların yer aldığı nutuklar atarak ellerindeki büyük boy adi kağıda basılmış dergileri pazarcılara veriyorlar, arkadan gelen gençlerde pazarcılardan para topluyordu. Mehmet Amca’nın tezgahının önüne gelen ve liderleri olan iri kıyım,pos bıyıklı genç tezgahın üzerine çıkıp sol yumruğunu havaya  kaldırarak bağırdı çağırdı.Bir tomar dergiyi de tezgaha bıraktı.Korku dolu gözlerle gençlere bakan pazarcı abilerden, amcalardan hiç itiraz sesi gelmedi.Normal bir şeymiş gibi işlerine devam ediyorlardı .Bu durum pazarın üst köşesinden bir grup gencin ellerinde sopalarla  pazara girmesiyle  bozuldu ve ortalık karıştı. Pazarcılar ve müşteriler her biri bir tarafa  kaçıştı.

Ben sanki film seyrediyorum.Aman Allah’ım ne kavga..Birbirlerine hiç acıma yok..O sıra  uzanan bir el beni sertçe kenara çekti ve başka bir el de tokadı bastı. Film en güzel yerinde  kesilmişti.Beni sertçe kenara çeken Mehmet amca,tokadı basan ise annemdi.Anacığım gürültüyü duyunca  yalınayak telaşla evden fırlamış ve beni kavganın kıyısında görünce feryadı basmış,Mehmet amca’da  yokluğumu o zaman farketmiş.Mehmet amca ve annem beni kavganın ortasında kalmaktan ve başıma kötü bir şey gelmesinden kurtarmıştı.Tokatta bu kurtarılmanın  bonusuydu.

Daha sonra öğrendiğime göre bu iki grup aynı ideolojiye mensup olmakla beraber farklı fraksiyonlara  mensuplarmış.”Kurtarılmış bölgelere” girilince bu tür kavgalar sık sık yaşanırmış .

Bunları neden anlattım.Çünkü okuduğum ilk dergiler bu  birbirlerini çok seven(!) gruplara aitti. Bunların dağıttığı dergileri toplar okumaya çalışır ve kese kağıdı yaparak esnafa satardık.Bu dergilerden epey  evimizin kömürlüğünde  saklamıştım.Ancak 12 eylül darbesi olduktan sonra annem bunları bulmuş ve kış boyunca sobamızı tutuşturan çıra vazifesini görmüştü.

Yaşımız büyüdükçe  farklı düşüncedeki dergileri de öğrendik,satın aldık ,okuduk ve bugünlere geldik. Belli yaştan sonra branşıma yönelik bir kaç süreli yayın dışında takip ettiğim bir dergi de kalmadı.Kısacası dergi okuyucusu olma özelliğini de yitirdik.

Kendimi bildim bileli farklı dergileri alıp okudum.Yıllarca okuduklarımı da tasnifleyip arşivledim.Zamanla koyacak yer bulamaz oldum dergilerimin bir kısmını ayıklayıp çuvallar halinde İSAM’a  hibe ettim. Kendime ayırdıklarımı ise artık elimden çıkarıyorum.

Şimdilerde ise nostalji amacıyla baktığımız ve devamı olmamış dergilerimizde bir zamanlar dünyayı değiştirmekten bahseden dergi yazarlarının bir kısmının vefat  ettiğini, bir kısmının kendini yenileyemediğini,ölümüne  savunduğu düşüncelerden feragat ettiğini,bir kısmının ise  elde ettiği   köşe yazarlığı imtiyazını kaybetmemek için  binbir takla attığını,kiminin ise  düşündüğünün tersi  icraatlara imza atan siyasi partilerin peşine takılarak ikbal kapılarını aralamaya çalıştığını görmek  bir zamanların dergi okuru olan bizleri  acı acı gülümsetmektedir.

Dergiler üzerine çokca şeyler söylenebilir ve yazılabilir.Ama yıllardır bu konuda bence en güzel yazılmış metin Rahmetli Cemil Meriç’in “Bu ülke “adlı İletişim yayınları tarafından tekrar basılan kitabında yer alan” HÜR TEFEKKÜRÜN KALESİ “adlı yazıdır.

Çok sevdiğim ve beğendiğim bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.

DERGİ, HÜR TEFEKKÜRÜN KALESİ/ CEMİL MERİÇ

Şöhreti fethe koşan bir aydınlar ordusu. Kimi yarı yolda kalacak, kimi yol değiştirecektir bu akıncıların. Belki hiçbiri varamayacaktır hedefe. Genç düşünce, dergilerde kanat çırpar. Yasak bölge tanımayan bir tecessüs; tanımayan, daha doğrusu tanımak istemeyen. En çatık kaşlılarda bile insanı gülümseten bir “itimât-ı nefs”, dünyanın kendisiyle başladığını vehmeden bir saffet var. Tomurcukların vaitkâr gururu. Bir şehrin iç sokakları gibi mahrem ve samimidirler. Devrin çehresini makyajsız olarak onlarda bulursunuz. Müzeden çok antikacı dükkânı, mühmel ve derbeder. Kitap, istikbale yollanan mektup… Smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür. Kitap ve gazete… biri zamanın dışındadır, öteki “an”ın kendisi. Kitap, beraber yaşar sizinle, beraber büyür. Gazete, okununca biter. Kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz. Dergi, hür tefekkürün kalesi. Belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür. Kitap, çok defa tek insanın eseri, tek düşüncenin yankısı; dergi bir zekâlar topluluğunun. Bir neslin vasiyetnamesidir dergi; vasiyetnamesi, daha doğrusu mesajı. Kapanan her dergi, kaybedilen bir savaş, hezimet veya intihar. Bizde hazin bir kaderi var dergilerin; çoğu bir mevsim yaşar, çiçekler gibi. En talihlileri bir nesle seslenir. Eski dergiler, ziyaretçisi kalmayan bir mezarlık. Anahtarı kaybolmuş bir çekmece. Sayfalarına hangi hatıralar sinmiş, hangi ümitler, hangi heyecanlar gizlenmiş, merak eden yok. “Mecmua-i Fünûn” (1863-1865) tam bir mektepti, diyor Tanpınar. “Bu mecmua bizde, Büyük Fransız Ansiklopedisi’nin on sekizinci asırdaki rolünü oynar.” Ne garip mukayese ! Fransız Ansiklopedisi, yükselen bir sınıfın kavga silâhıydı. Nassları devirmekti amaç; nassları, yani kiliseyi. “Mecmua-i Fünûn”, bir avuç bürokratın nâşir-i efkârıdır; daha doğrusu Batı’dan ithal edilen posa fikirlerin sergilendiği bir meydan. Ne milleti temsil eder, ne içtimâi bir sınıfı. Bununla beraber, düşünce tarihimizin bir sayfasıdır; bedbaht veya bahtiyar bir sayfası. Hangimizde kolleksiyonu var? Dergiler, İkinci Meşrutiyet’te bir hitâbet kürsüsüydü, hitâbet kürsüsü veya bayrak. Altın çağları yeni harflerin kabulü ile sona erdi. Eski okuyucularını kaybettiler, yeni okuyucu nesilleri yetişinceye kadar devletten yardım beklemek zorunda kaldılar. Cumhuriyet intelijansiyasının en âcil vazifesi, maziyi tasfiye ve hâli takviyeydi. Takrir-i Sükûn Kanunu’ndan 1940′lara kadar, dergilerimiz hiçbir “aşırı düşünce”ye daha doğrusu düşünceye yer vermezler. Sonra, zaman zaman çığlıklar duyulur, tek parti devrinin kesif ve kasvetli havasını dağıtmaya çalışan çığlıklar. Nihayet politika, haftalık kavga dergilerine görülmemiş bir alâka sağlar. Ve bu hayhuy içinde, sesi büsbütün kısılan edebiyat, birkaç zavallı derginin soluk sayfaları arasında nebatî bir hayat yaşar.

Kaynak: Cemil Meriç, Bu Ülke, İletişim Yayınları, 1992, İstanbul

Etiketler: / / / /

Hakkında